Bulunduğunuz yer:


Modern Toplumun Geleceği ve Alerjik Hastalıklar

allerjik_cocuk.jpg Alerjik hastalıklar (polen alerjisi, ilaç alerjisi, besin alerjisi) ve astım çocukluk yaşlarını daha ön planda kapsayacak şekilde toplumlarda giderek artmaktadır. 1900 yıllarda bilinen oran % 5-10 arasında iken 2000 li yıllarda toplumu oluşturan bireylerin  % 25-40 nın en az bir alerjik hastalığa sahip olduğu bildirilmektedir. Bu oranlardaki yükseliş toplumların sosyoekonomik ve endüstriyel kapasitesi ile paralellik göstermektedir. Yani toplumdaki modernitenin bir komplikasyonu gibi görünmektedir.


İnsanoğlu yeryüzünde varolduğundan bu yana meydana getirdiği toplumların gerçek anlamda kaderini ve organik yapısını belirleyen sıklıkla hastalıklar olmuştur. İnsanlık tarihinin erken döneminde özellikle enfeksiyon hastalıkları toplumda yaşayan kişilerin organik yapısını belirlemiştir. Çoğu oranda viral ve parazitolojik, daha az oranda bakteriyolojik enfeksiyonlar toplumlarda bu enfeksiyon etkenlerine duyarlı kişilerin yok olmasına ama dirençli kişilerin varlığının devamına neden olmuştur. Bunun sonucunda toplumun organik yapısı bu enfeksiyona dirençli kişilerden oluşmuştur.Sinema filimlerinin çoğuna konu olmuş orta-çağ vebaları buna çok güzel bir örnektir. Pastörella Pestis’ e duyarlı insanlar salgında ölmüş ama kalan dirençli bir toplum sağlıklı olarak devam etmiştir. Ancak bunun yanında tarihte çok önemli olan bir başka salgın hastalık da koleradır. Özellikle kuzey avrupada koleradan milyonlarca insan ölmüştür. Koleraya duyarlı olmayan bireyler yaşamına devam etmiştir. Ancak koleraya dirençli insanların çoğunun kistik fibrozis mutasyonu taşıması bu toplumlarda kistik fibrozis hastalığının çok yüksek sıklıkta olmasına neden olmuştur. Kuzey Avrupa ülkeleri için kistik fibrozis heterozigotesinin 1/25 olması bunun en önemli göstergesi olabilir. Ancak maalesef  ki bu bazen insan eliyle bilerek yapılmıştır. Örneğin 1900 lerin başında Hindistan’ da İngilizler tarafından Tüberküloz basilinin insanlara inoküle edilmesi ile yüzbinlerce insan ölmüştür. Ancak aynı inokülasyon devam etmesine rağmen bir kaç yıl sonra tüberkülozdan ölümler azalmıştır. Bunun nedeni tüberküloza duyarlı genetik yatkınlığı olan insanların toplumdan eradikasyonu olmuştur. Yani her yönü ile toplumun organik yapısındaki enfeksiyon yatkınlık genetiğinin şekli toplumların yapısal geleceğini belirlemektedir.

Enfeksiyon yatkınlık genetiği açısından toplumun organik yapısındaki bu özellikler modern toplumların yaşamında aynı dinamiklerle işlememektedir. Çünkü modern toplum hayatı sunileştirilmiş ve modifiye edilmiştir. Bunun en belli başlı olanları da sağlık uygulamaları ve hijyen ile ilgilidir. Modern tıbbi imkanlar ve uygulamalar enfeksiyon hastalıklarından ölümleri üretkenlik çağında olan genç nüfüsta azaltmış hatta ortadan kaldıracak düzeye indirmiştir. Ayrıca modern yaşamın her alanında hijyen kuralları kimyasalların teknolojik gelişimine paralel olarak giderek daha fazla uygulanır olmuştur. Yani modern yaşam bireysel ve toplumsal olarak neredeyse steril ve mikroplardan arındırılmış bir yaşamdır. Denilebilir ki neredeyse mikropsuz kişisel bir hayat teessüs edilmiş ve tabiattaki beraber yaşadığımız “eski dostlarımız” bakteri ve parazitler hayatımızdan çıkmıştır. Bu özellikle iç ortamda, yiyeceklerde, giyeceklerde vs sağlanmıştır. Ekolojik ortamdan insana ulaşan mikrobiylojik etken yada mikrobiyal ürünlerin azalması immün sistemin çalışma ve dengesini bozmuştur. İmmün sistem bu unsurlarla karşılaşmak ve mücadele etmek üzerine kurgulanmış bir enerji potansiyeline ve dengesine sahiptir. Bu dengenin mikrobiyolojik etkenler ve parazitlerin ortadan kalması ile bozulması immün sistem enerjisinin yönlendirildiği istikametin değişimine neden olmuştur. Bu bir açıdan ekolojik zararlayıcılarla mücadele edemeyen immün sistemin çevreden ulaşan zararsız etkenlerle (polen, ev tozu akarı, mantar sporu…) ve kendi organizması ile mücadele etmesi ve onlara karşı reaksiyon vermesi anlamına gelmektedir. İşte modern toplumların geleceğini artık belirleyen enfeksiyon olamayacağı için, olasılıkla immün istemin çevreden insana ulaşması engellenemeyen moleküllere ve kendi yapısal moleküllerine karşı (otojen, otoimmün…) verdiği reaksiyon belirleyecektir. Çevreden insan organizmasına ulaşan normal şartlarda zararsın olan moleküllere karşı verilen reaksiyon sonucu organizmanın zararlanması sonucu “alerjik hastalıklar” görülmektedir. Kendi yapısal moleküllerine karşı verilen reaksiyon ile ise otoimmün hastalıklar (romatizmal hastalıklar, bağ doku hastalıkları, diyabet, ….) gelişmektedir. Fark yalnızca alerjik hastalıkların Th2, NK2 ve benzeri humoral immün yanıt, otoimmün ve romatizmal hastalıkların ise Th1, NK1 ve benzeri humoral immün yanıt dominant reaksiyonla gelişmesidir.


alerji_tablo.jpg Alerjik hastalıklar çocukluk yaşından başlayarak hem toplumun temel organik dinamiklerini bozması açısından daha bir önemlidir. Alerjik hastalıkların çocukluk çağı başta olmak üzere toplumda giderek artmasının en önemli nedeni olasılıkla yukarıdaki nedenlerden anlaşılacağı gibi modern hayatın bir komplikasyonudur. Giderek artan hijyen kuralları, geniş spektrumlu antibiyotiklerin sık ve gereksiz kullanımı, parazitlerin hayatımızdan uzaklaşması, çevre kirliliği, stres vs neden olmaktadır. Bunlarla mücadelede söz konusu olan temel mediatör olan Th1-polarize immün yanıtı verecek temel sitokinlerden IFN-g ve benzeri sitokin networkün fonksiyonel çalışabilirliği azalmaktadır. Bunun doğal sonucu Th2-polarize bir immün yapı baskın olacak ve çeverden gelen polen, ev tozu akarı benzeri antijenlere yanıt verilecek ve bunu engelleyecek bir Th1 dengesi sağlanamayacaktır. Tabiki bu sonucun meydana gelmesinde gebelik başlangıcından itibaren modern yaşamın etkileri çoğu zaman doğan bebeğin çevrede bir allerjen varsa genetik yatkınlık zemininde allerjen duyarlı hale gelecek bir potansiyele sahip olarak doğumuna neden olacaktır.


Ayrıca mortalitesi düşük olan bu alerjik hastalık grubunun çocuğun yanında ebeveynlerin de yaşam kalitesi bozması diğer önemli bir toplum sağlığı problemidir. Elbette çocuğun öğrenim performansını bozması, eğitim açısından geri kalan çocuğun toplumun üretim ve entelektüel dinamiklerine katkınsın azalması ve ailenin çocuğunun hastalığı ile uğraşırken sosyoekonomik kaybı da ilave edilecek dolaylı toplumsal kayıplardır. Sıklıkla ilk 5 yaş grubunda başlayan bu dinamik yaklaşık üçte-bir oranında hayatın devamında sürmektedir. Örneğin erken çocuklukda görülen hışıltılı çocuk (wheezy child) ve alerjik rinitin ileri yaşlarda astım olarak devam etmesi bunun en önemli kanıtıdır. Bu nedenle çocuk doğumundan ölümüne kadar yaşadığı toplumun yapısını belirleyen temel bireysel eleman olarak sahip olduğu alerjik hastalık yükü önem arzetmektedir. Alerjik hastalıklardan korunmak için alınacak önlemler (ev içi ve ev dışı kirliliğin azaltılması, beslenme içeriği, aşılama…), alerjik hastalıkların tedavisi için harcana kaynaklar, hastalık bulgularının azaltılması için çevre düzenlenmesi (çalışma ortamının değiştirilmesi, duyarlı olunan allerjen uzak çevrenin sağlanması, arabaya takılan polen filtresi…) ve tedaviye ödenen ekonomik kapasite ve benzeri tüm müdahelerler toplumun ciddi anlamda sosyoekonomik yapısının belirlenmesinde etken olacaktır. Çünki uğraşılan hastalık grubu epidemiyolojik olarak her hastalıktan daha sık ve mortalite düşük olduğu için uzun süreli bir kronisiteye sahiptir.


Bütün bu nedenlerle modern toplum yaşam tarzı nedeniyle alerjik hastalıkların ve astımın artacağı bir ekoloji yaratmıştır. Ancak kapalı ortamda yaşam, katkı maddesi içeren besin tüketimindeki artış, sigara dumanı, psikojen stres ortaya çıkan alerjik hastalığın bulgularının daha ağır yaşanmasına neden olmaktadır. Bu nedenle bir süre sonra modern toplumun yaşam tarzı, beslenme özellikleri, sağlığı korumaya yönelik koruyucu önlemleri ve yaşadığı çevrenin düzenlenmesi alerjik hastalık yükünü ve oranını azaltmaya yönelik değiştirilmek zorunda kalacaktır. Özet olarak modern toplumun organik geleceğini belirleyecek olan alerjik hastalıklar ve astım olacaktır.


Doç. Dr. Hasan Yüksel, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Anabilim dalı Solunum Alerji Bölümü başkanlığı yapmaktadır. Bu yazısıyla sitemizde konuk yazar olarak yer almıştır. İleriki zamanlarda daha başka yazılarıyla da sitemizde yer alacaktır.Kendisine makalesi için teşekkür ediyoruz.

Kendisini ayrıca;

Çocuk Alerji Kliniği web sayfasının sahibidir, cocukalerjiklinigi.blogspot.com adresinde düzenli  yazı yazmaktadır.


Yorumlar (0)add comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük
password
 

busy



İlgilenebileceğiniz diğer yazılar: